Sivas Haber Ajansı

Koronavirüsle ilgili dikkati çeken sözler: Aşısının bulunması daha tehlikeli

Fitoterapist Muammer Yıldız, Çin’den yayılarak adeta tüm dünyayı etkisi altına alan ve paniğe neden olan koronavirüsle ilgili dikkati çeken açıklamalar yaptı. Virüsten korunma yollarını anlatan Yıldız,

Koronavirüsle ilgili dikkati çeken sözler: Aşısının bulunması daha tehlikeli
2 views
09 Mart 2020 - 9:57

Çin’in Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19), tedavisi henüz bilinmediği ve çok hızlı yayılma gösterdiği için dünyayı teyakkuza geçirdi. Dünya genelinde bulaştığı kişi sayısı 83 bini geçen virüs, hasta kişilerden öksürük, hapşırık, gülme, konuşma sırasında solunum salgısı damlacıklarıyla yayılıyor. Türkiye’nin yakın komşusu İran’da görülen koronavirüs vakaları, tehlikenin kapıda olduğunun habercisi. DNA’sı tespit edilemeyen, tedavi yöntemi bilinmeyen bu virüsün en büyük tehlikesi ise dünyaya pompalanan algı. 

Fitoterapist Dr. Muammer Yıldız, yeni tip koronanın nasıl bir virüs olduğu ve tedavi yöntemleriyle ilgili Gerçek Hayat’a konuştu. Dünyada bilinmeyen bir virüs olmadığını söyleyen Dr. Muammer Yıldız, DNA’sı bulunamayan bu virüsün, laboratuvarda oluşturulduğu ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti. Korunma yöntemleriyle ilgili bitkisel önerilerde bulunan Yıldız, tasarlanan virüs ne kadar güçlü olursa olsun, Allah’ın mükemmel bir şekilde yarattığı bağışıklık sistemimizin karşı antikor geliştireceğini söylüyor.

Tüm dünyayı korkuya sevk eden koronavirüs nasıl bir virüs?

Koronalar çok çeşitlidir. Bugün Çin’den yayılıp dünyayı istila eden virüs, bildiğimiz koronavirüs değil. Bunun bir tasarım virüs olduğu iddia ediliyor. Tabii bu virüsün laboratuvarda üretilmiş olduğunu söyleyebilmemiz için, onu yakalayıp incelememiz gerekiyor. İnceleme imkanımız olmadı ama elimizde bilgiler var. Mesela Hindistan’da bu virüsün DNA’sını incelediler ve normal korona DNA’sından farklı DNA’lara rastladılar. Bu durum, bu virüsün bir tasarım olduğu ihtimallerini artırıyor. Kitinin olmaması da bugüne kadar var olan bir virüs olmadığını teyit ediyor. Yoksa kiti bulunurdu ve teşhis edilirdi. Demek ki bu doğada var olan bir şey değil. Doğada var olan ve bizim bilmediğimiz bir virüs yok.

Ama doğadaki virüslerin dönüşebildiği söyleniyor. Bu da dönüşmüş bir virüs olamaz mı?

Hayır, öyle değil. Bu virüsler yıllar sonra daha dirençli olarak size dönüyor. Zamana göre virüslerin direnci değişebiliyor ama şekli ve DNA’sı değişmiyor. Yani bir insana hangi elbiseyi giydirirseniz giydirin, o insan değişmez. DNA’sını ölçtüğünüz bir insanın elbisesini değiştirerek DNA’sını değiştiremezsiniz. Bu virüs normal bir korona virüs olsaydı, DNA incelemesinde ortaya çıkardı. Neden dünyanın eli ayağı birbirine girdi? Demek ki bu sadece bir virüsün kendini modifiye etmesi değilmiş, farklı bir şeymiş. Bütün bilim adamları aklı tutulmuşçasına susmuş, çünkü ne olduğunu bilmiyor. Yıllarca virüsler üzerine kendimce çalışmalarım olmasına dayanarak şunu söyleyebilirim ki, virüslerin doğada ne oldukları bellidir. Bilmediğimiz bir virüs yoktur. Uzaydaki virüsleri bile oraya giden astronatların farklı çalışmaları sayesinde biliyoruz. O zaman tek bir ihtimal var, bu virüs tasarım bir virüs, genetiği değiştirilmiş veya genetiğine genetik eklenmiş bir virüs.

SENARYO HENÜZ TAMAMLANMADI

Bazı uzmanlar laboratuvarda üretilmiş bir virüs olsaydı, daha öldürücüsü üretilirdi diyor. Buna ne diyorsunuz?

Bu fikre hiç katılmıyorum. Çünkü siz daha senaryonun nasıl işleyeceğini bilmiyorsunuz. Dünya Sağlık Örgütü de bunun kitini teyit etti mi, ne kadar etti? Birisi “SARS virüsüne çok benziyor” diyor. SARS virüsünün de tasarım olduğu düşünülmüştü, ama HIV’e de benziyor, koronaya da benzeyen karakteri var deniyor. Buradaki durumun farklı olduğunu herkes teyit ediyor. Eğer bu bir felaket senaryosu ise bu senaryo henüz tamamlanmadı. Tamamlanmadığı için de bütün ekonomisi alt üst olan, beli omurgası bu virüsle kırdırılan veya kırılan Çin’in “sadece yüzde 2’yi öldürüyor” açıklamasını ne kadar ciddiye alabiliriz? Belki de yüzde 2 değil. Daha öldürücü virüsler var. Mesela HIV daha öldürücüdür. Ama o da bulaştığı insanı hemen öldürmüyor. 5-10 yıl yaşıyor, bağışıklık sistemi kırıldığı zaman ölüyor. Koronavirüs, bağışıklık sistemi zayıf olan insanların bağışıklık sistemini kırarak ölümlerine sebebiyet veriyor. Bu oran hakkında tam olarak bilgi sahibi değiliz. Virüs hakkında da tam olarak bilgi sahibi değiliz. Dünya Sağlık Örgütü’nün izleyeceği planın ne olduğunu da bilmiyoruz bu süreçle ilgili. Ama herkes kendi imkanlarıyla, kendi halkını korumaya yönelik bir plana girmek zorunda.

VÜCUDUMUZDAKİ SİSTEM KENDİNİ KORUYOR

Peki nasıl bir virüs bu? Virüse maruz kalındığında vücutta ne gibi değişiklikler oluyor?

Koronavirüsün seyri; üst solunum yollarına yapışıyor, akciğere inerek tüberküloz tablosu gibi tablolar oluşturuyor. Yani üst solunum yolunu etkileyen karakterde bir virüs var karşımızda. Allah insanı en güzel biçimde yarattı. İnsan, tasarım olarak en mükemmel mahluktur ve bütün olası senaryolara karşı bu ilahi sistem en yüksek mevkide duracaktır. Tasarlanan virüs ne kadar güçlü olursa olsun, Allah yeryüzünde fesat çıkarmak istenileceğini bildiği için bu fesada karşı antikor geliştiren bir bağışıklık sistemi yaratmış. Sistem kendini aslında koruyor. Siz eğer bütün virüslere karşı daha dirençli olmak istiyorsanız, organ ve dokularınızın, sizde var olan ilahi sistemlerin aktive edilmesiyle ilgili bir plana ihtiyacınız var. Bunları aktive ettiğiniz zaman, tasarlanmış veya doğada var olan hiçbir virüs sizi etkileyemez.

Sistemi aktive etmek için neler yapmamız gerekiyor?

Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek en önemli avantaj. Soğukta duran herkesin boğazı şişmez, kimisi böbreğini üşütür, kimisi bağırsaklarını, kiminin de migreni azar. Demek ki çevresel koşullar, hava koşulları dahi her insanda farklı organ ve dokuları etkiliyor. Bunun anlamı, her insanın güçlü ve zayıf olan dokuları var. Genetik yatkınlıklarımız böyle bir şeydir. Demek ki her insanda zayıf olan sistemine, organına, dokusuna göre bir plan yapılırsa bu mükemmel bir sonuç doğurur. Bunun adı kişiye özgü tıptır.

KEKİK, BİBERİYE, MERSİN YAPRAĞI

Koronavirüs mikrobu almış birisi bitkisel yöntemlerle tedavi edilebilir mi?

Tabi edilebilir. Her ne kadar bu virüsün ne olduğunu tam olarak bilmesek de onun yayıldığı adresi biliyoruz. Onun koronadan tasarlanmış ya da koronanın bir cinsi ile entegre edilmiş bir virüs olduğunu düşünüyoruz. Virüslerin karakterini bildiğimiz için de tavsiyelerimiz olabilir. Virüslerde etkili olabilen, doğada mükemmel etki sağlayabilen katalas enziminin alınmasını tavsiye ediyorum. Bakterinin salgıladığı bir enzimdir bu. Girdiği dokuya hayat verir, dolayısıyla bağışıklığı güçlendirmekte çok daha etkili olduğu için virüslere karşı insanları daha dirençli kılıyor. Sirkenin özü bu maddeyi ihtiva ediyor. Bu enzimle birlikte uçucu yağların kullanılması da virüslere karşı etkilidir. Mesela kekik, biberiye, mersin yapraklarının uçucu yağları bu anlamda çok başarılı. Antivirütik özellikleri olan bu yağları insanlar içmekte olduğu suya damlatarak ya da sıcak suya birkaç damla dökerek onu solursa, kesinlikle akciğerindeki rutubetlenmeyi artıracaktır ve bu antivirütik etki de sağlayarak o hastanın iyileşmesine ciddi katkı sağlayacaktır. Zencefil ve zerdeçal gibi bitkilerin ekstraktları da bağışıklık sistemini güçlendirmek üzerine etkilidir.

EVDE TÜTSÜ YAKIN, LÜLE TAŞI BULUNDURUN

Korunma yöntemi olarak neler söyleyebilirsiniz?

Bir sivrisinek sizin kan grubunuzu tespit edip size gelip gelmemek konusunda karar veriyor. Bir köpek veya kedi sizin niyetinizi, yaydığınız frekanslardan, kokunuzdan anlıyor, saldırıyor veya saldırmıyor. Mesela bizim üretim tesislerimizde bazı sinyal cihazları var. Bunları yakıyoruz ve o üretim tesislerimize, ambarlarımıza, fareler yanaşmıyor. Demek ki kainat birbiriyle ses üzerinden, frekans üzerinden çok ciddi bir iletişim halinde olabiliyor. Bu virüslerin de muhakkak etkilendikleri frekanslar, sesler ve kokular var. Bu yüzden kokulardan faydalanmak istiyorsak, evde tütsü yakmayı ihmal etmeyelim. Mesela günlük sakızının buhur olarak kullanılmasının virüslere karşı büyük faydası olduğu tarihten bugüne bilinen bir şey. Evde lüle taşı bulundurulmasını tavsiye ederim. Lüle taşının bulunduğu yerde genelde mikroorganizmalar barınamıyor. Modern tıpın çuvalladığı nokta, her şeyi öldürmeye çalışması. Halbuki Allah hiçbir şeyi boşa yaratmamış. Bir düşman olarak gördüğümüz bu virüslerin aslında doğada yaratılış gayesi ve amacı var. Sadece bu virüslerin bizim vücudumuzda bulunmaları hata. Vücudumuzda bulunmalarını engellemek için temizliğimize dikkat etmemiz lazım. Oksijenli ortamda yaşaması, yani insanın hayatına olumlu yönde etki edebilecek ortamı, yaşam biçimini, beslenmeyi yakalayabilmesi lazım. Bunu yakalarsanız doğada olması gereken virüsün gelip sizin vücudunuzda hayat bulması çok mümkün olmaz. İnsanın durduğu yeri iyileştirmesi lazım, virüsleri yok etmesi değil.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZİ YÜKSELTİN

İnsanlar bugün toplu taşımalarda yolculuk yapıyor, kalabalık arasına karışıyor ister istemez. Bu durumda ne yapılması lazım?

Lavanta, defne, kekik kokusu gibi kokuları üzerlerinde taşıyabilirler. Lavanta, virüsler üzerinde çok etkili değil, ama insanın stresini azaltması üzerinden bağışıklığı destekleyebiliyor. Kekik yağını üzerlerine damlatabilirler, kesinlikle virüsleri kovmak adına çok etkili. Lüle taşını üzerlerinde taşıyabilirler. Bahsettiğim şeylerin bir kısmı kokuyla etki ediyor, bir kısmı kendi yaydığı frekansla. Bu frekanslar bu virüslerin oraya yanaşmasını engelleyebiliyor.

Bağışıklık sistemi zayıf olanlar güçlendirmek için ne yapabilir?

Bağışıklık sistemi zayıf olan insanlar çörek otunu ve çörek otu yağını bol bol kullansınlar. Çünkü bu virüs, bağışıklığı zayıf olan insanlara bulaşıyor. Bağışıklığınızı düşürmemeye çalışın. Bağışıklığı güçlü olan insanlarda bu virüs bir hayat bulmuyor. Bu virüs insan tasarımı da olsa Allah’ın yarattığı mekanizma ondan daha güçlü. Onu baskılayacaktır. Ben dünyadaki bu algının çok aşırı olduğunu ve bunun bir amaç taşıdığını düşünüyorum.

AŞISININ BULUNMASI DAHA BÜYÜK TEHLİKE

Bu bahsettiğiniz bitkilerle koronavirüsün tedavisi için neden ilaç üretilmiyor?

Üretilmez. Bugüne kadar sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada büyük ilaç firmalarının dışında ilaç üretimini yasakladılar. Size yasakladık demiyorlar, ama öyle bir kanun, öyle kriterler koyuyorlar ki, bu ülkenin hiçbir evladının o kriterlere ulaşmamasını bir şekilde sağlıyorlar. Birinci ve ikinci kriter olan hücre kültür çalışması ve hayvan deneyi Türkiye’de yapılıyor, ama bir standart oluşturmanıza izin verilmiyor. Uluslararası geçerliliği olan bir ilaç üretemiyorsunuz. Bu yüzden koronadan kırılırız, size kekiği mekiği tavsiye ederiz, çörek otunu tavsiye ederiz, ama asla bunun ötesine geçip, ilaç bulsak, yüzde yüz etkili de olsa ruhsatını alamayız.

Tedavi edici ilaçtan önce, aşı bulmak gibi bir çaba var sanki. Aşısı bulunsa sorun çözülecek mi?

Aşısının bulunması doğru mu, o da ayrı bir mesele. Ben büyük bir tehlikeyi de orada görüyorum. Eğer bu kasıtlı bir operasyon ise, aşısı ondan daha tehlikeli olacaktır. Bu virüsle ilgili asıl operasyon henüz başlamadı diyebilirim. Asıl operasyonlardan birisi bunun aşısı olacaktır. Bütün dünyayı aşılamanın, bütün dünyayı kayıt altına almanın, bütün dünyayı etkilemenin yollarından birisi bu.

Tüm hakları saklıdır. İçerikler izinsiz kullanılamaz